Ganoturk, Kanser, Reishi Mantar, Kırmızı Mantar

Ganoturk, kırmızı reishi, Ölümsüzlik mantarı, reishi mantarı

4/4/2009

Kanser hakkında doğru bilinen yanlışlar

Kanserin çevresel etkenler ve yanlış yaşam tarzları nedeniyle görülme sıklığı artıyor. Tedavi sürecinde hasta ve hasta yakınları birçok yanlış bilgi edinebiliyor ya da herhangi bir etkisi olmayan tedavi yöntemlerine başvurabiliyor. Bu da kanserin ilerlemesine neden olabiliyor.


İSTANBUL - Anadolu Sağlık Merkezi’nden (ASM) Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Necdet Üskent, halk arasında yaygın olan kanser hakkındaki yanlış inanışların doğru yanıtlarını verdi.Hastanın kanser olduğunu öğrenmemesi gerekiyor. Öğrenirse morali bozulacağı için bağışıklık sistemi çöker.

 

Yanlış. Çünkü zaten bağışıklık sistemi çökmeden kanser başlamaz. Kanserin ortaya çıkması için öncelikle bağışıklık sisteminin çökmesi gerekir. Kanser olduğunu öğrenmek kişide şok etkisi yaratabilir. Ancak hastaya gerçekleri de gizlemeden anlatmak gerekir. Zaten ne kadar gizlense de hasta, bir süre sonra hastalıklarını tahmin eder. Bu nedenle özellikle tedavi olanağı olan kanser hastalarına gerçek mutlaka anlatılmalıdır. Çünkü hastanın tedaviye katılımı çok önemlidir. Kişi hastalığını bildiğinde tedaviye katılımı da sağlıklı olur, bu durum da sonucu olumlu yönde etkiler.

Babam ve dedem 50 yıl sigara içti kanser olmadı ben niye olayım?

Yanlış. Genetik, kanserin risk faktörlerinden birisidir. Bazı kişilerde ailesel olarak tümöre yatkınlık daha az olabilir. Bu kişiler çok uzun süre sigara kullansa ya da diğer kanserojen maddelere maruz kalsa bile bu maddelere karşı daha dirençli olabiliyor. Ama bunun garantisi hiçbir zaman verilemez. Kanserojen maddelerin de belli bir kümülatif özelliği vardır. Belli bir dozdan sonra mutlaka kanseri oluşturur. Dolayısıyla bir kişinin dedesi ya da babası uzun süre sigara içmesine rağmen kansere yakalanmamış olabilir ama bu, o kişinin kansere yakalanmayacağı anlamına gelmez. Bir kişinin babası ya da dedesi kadar dayanıklı olduğunu bilmek mümkün değildir. Ayrıca genetik yatkınlığın birebir aynı olmama olasılığı da çok yüksektir.

Kanser, gençler ve yaşlılarda farklı seyreder.

Bazı kanserler gençler ve yaşlılarda farklı seyreder. Örneğin meme kanseri. Bu kanser türü genç hastalarda çok daha saldırgan ve agresiftir. Meme kanserinde, 35 yaşın altındaki kişiler yüksek riskli grubu oluşturur. Fakat bu, tüm kanser tiplerinde geçerli değildir. Örneğin akciğer kanserinde genç, yaşlı çok fark etmez. Kanser her ikisinde de aynı hızda ilerler.

Kemoterapi artık Amerika ve Avrupa’nın gelişmiş ülkelerinde kullanılmıyor.

Yanlış. Bugün kanser tedavisinde en geçerli yöntemler hala kemoterapi, radyoterapi ve cerrahidir. Bunların yanı sıra hedefe yönelik tedaviler, kanser aşıları, genetik tedaviler de başarılı bir şekilde uygulanmaktadır. Kemoterapi kanser tedavisinde hala en geçerli yöntemlerden birisidir. Bugün ABD’deki tüm ünlü kanser merkezleri hala kemoterapiyi yoğun olarak kullanmaktadırlar.

Hedefe yönelik tedaviler hem çok etkindir hem de hiç yan etkileri yoktur.

Yanlış. Hedefe yönelik tedaviler bazı kanser türlerinde kullanım kolaylığı sağlamaktadır. Bu tedavi yönteminde kullanılan bazı ilaçlar tablet şeklinde kullanılabilmektedir. Hedefe yönelik tedaviler, gastrointestinal kanserler gibi bazı tümörlerde yüksek oranda etkili olabilmektedir. Ancak yan etkisinin bulunmadığını söylemek doğru değildir. Yan etkilere baktığımızda neredeyse kemoterapiye eş düzeyde olduğunu söyleyebiliriz.

Üzüntüden kanser oldum tek nedeni stres.

Yanlış. Stres faktörü kanser tedavisinde oldukça önemlidir ancak kanseri başlatan nedenlerden biri değildir. Kanserin oluşması için öncelikle bir tümörün başlamış olması gerekir. Stres, mevcut kanserin gelişimini hızlandırabilir.

Kanser tedavisi olanın çocuğu olmaz.

Bu durum, kanser tedavisinde kullanılan ilaçlara bağlıdır. Bazı ilaçlar spermleri bir daha geri gelmeyecek şekilde yok edebilir. Bu nedenle hasta, eğer çocuk sahibi olmak istiyorsa tedaviye başlamadan önce bunu mutlaka hekimine iletmelidir. Kimi ilaçlar ise bir süreliğine doğurganlığı etkiler. Bu ilaçların kullanımı sona erdikten 3-6 ay sonra üretkenlik yeniden kazanılabilir. Burada hekimin hastayı doğru yönlendirmesi gerekir.

Kanseri aslında bir mikrop yapıyor o mikrop bulunabilse kökten çözüm olacak.

Yanlış. Bazı kanserler türlerinin bakterilerle ve virüslerle ilişkisi bilinen bir gerçek. Ama bu dolaylı bir ilişkidir. Örneğin hepatit B ve hepatit C virüsü karaciğerde hasara neden olur. Kronik karaciğer hastalığı; kronik aktif hepatit, arkasından siroz ve onun sonunda da karaciğer kanserine neden olabilir. Rahim ağzı kanserine yol açan Human Papilloma Virus (HPV) dışında doğrudan kanser oluşumuna neden olan bakteri ya da virüs yoktur.

Kanser bulaşıcıdır.

Yanlış. Kanserde bulaşıcılık diye bir şey yoktur. Sadece rahim ağzı kanserinde bulaşıcılık söz konusudur. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi kanser bir enfeksiyon ajanıyla ilişkiliyse partnerler arasında geçiş olabilir. Ancak bunun dışında kanser hastadan sağlam bir kişiye geçmez.

Kanserin dişi ve erkeği vardır. Dişi kanser daha hızlı yayılır.

Yanlış. Kanserin cinsiyeti olmaz. Özellikle Anadolu’da agresif bir şekilde yayılan kanserlerin dişi kanser olduğu konusunda yanlış bir kanı var. Ancak tıpta böyle bir şey yok. Tıpta kanseri, agresif ya da nonagresif (agresif olmayan) diye adlandırırız.

Kanser tedavisinde alternatif tıp yakında konvansiyonel tıbbın yerini alacak.

Yanlış. Halk arasında doğanın her türlü hastalığı iyileştirebileceği gibi yanlış bir inanış var. Bitkiler, destek tedavilerinde belki kullanılabilir ama hiçbir zaman bugün tıbbın kullandığı tedavi yöntemlerinin yerini alamaz. Bazı hastalar bu yanlış inanış nedeniyle alternatif tedavi yöntemlerine yönelebiliyor ve yüzden hastalıkları ilerleyebiliyor.

Genetik faktörlerin kanser oluşumundaki rolü nedir?

Genetik faktörler bazı kanser türlerinin oluşumunda rol oynayabiliyor. Ailesinde meme, yumurtalık ya da kalın barsak kanseri hikayesi olanların, taramalar konusunda daha dikkatli olmaları gerekiyor. Belirli bir yaştan itibaren yapılacak düzenli kontrollerle bu riskin önüne geçilebiliyor. Anadolu Sağlık Merkezi'nden Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Necdet Üskent, genetik faktörlerin etkili olduğu kanser türleri ile ilgili bilgi verdi.

Bazı kanser türleri en baştan genetik bozuklukla başlıyor. Bir kromozomdan kopma meydana geliyor ve başka bir kromozoma ekleniyor. Böylece melez gen oluşuyor. Melez genin ürettiği protein de kanserin oluşumuna neden oluyor.

Ailesel etkenler en çok meme kanseri, yumurtalık (over) kanseri ve kalın barsak (kolorektal) kanserinin oluşumunda rol oynuyor:

Meme kanserinde izlem çok önemli

Özellikle ailesinde meme kanseri hikayesi olan kadınların sürekli izlenmesinin önemine dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi'nden Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Necdet Üskent şunları söyledi:

"Meme kanserlerinin yüzde 10'unda ailesel nedenler etkili oluyor. Bir kadının anne, kız kardeş ya da teyzelerinden en az ikisi 35 yaşın altındayken meme ya da yumurtalık kanserine yakalandıysa bu durum bir risk faktörü oluşturuyor. Normalde meme kanserinde erken tanı için kadınlara 40 yaşından itibaren her yıl bir kez hekim tarafından muayene edilmesi ve ilk mammografisini çektirmesi öneriliyor. Ailesinde meme kanseri hikayesi olan kadınlara ise, örneğin annesinde 35 yaşında kanser görüldüyse, annede görülen yaştan beş yıl daha erken taramalara başlaması tavsiye ediliyor. Bu kadınların mammografi ve ultrasonografiyle sürekli olarak izlenmesi gerekiyor."

Önemli bir nokta da risk grubundaki kadınların gen mutasyonlarının incelenmesidir. Ailesinde birden fazla meme kanseri vakası görülen kişilere yapılan ve BRCA 1, BRCA 2 mutasyonu olarak adlandırılan bu test sonucu risk görülüyorsa o kişide günün birinde, ancak belirlenemeyen bir tarihte kesin olarak kanser görüleceği anlamına geliyor. O zaman da kanserin önüne geçmek için koruyucu mastektomi (memenin tamamen çıkartılarak yenisinin yapılması) öneriliyor.

Yumurtalık kanseri belirti vermeden ilerliyor

Yumurtalık kanserinin de yüzde 10'unu genetik nedenler oluşturuyor. Meme kanseri olan kadınlarda yumurtalık kanserine yakalanma riski daha yüksek. Bu kanser türünde de erken tanı için, örneğin kişinin annesi 35 yaşında yumurtalık kanserine yakalandıysa, kızının en erken 30 yaşından itibaren taramalara başlaması gerekiyor. Yumurtalık kanseri belirti vermeden ilerliyor. O nedenle erken tanı için düzenli jinekolojik kontroller en önemli faktörü oluşturuyor. Karında şişme, beklenmeyen vajinal kanama, karında basınç duygusu, sırt veya bacak ağrısı, gaz, şişkinlik ve uzun süren hazımsızlık hissedildiğinde mutlaka doktora başvurmak gerekiyor.

Genetik nedenlerin çok önemli olduğu bir başka kanser türü olan ailesel polipli kalın barsak kanserinde de kişinin kolonunda sayısız polip oluşuyor ve bir süre sonra kolon kanserine dönüşüyor. Böyle bir durumda kolonun tamamının çıkartılması gerekiyor. Ailesinde birden fazla kolon kanseri görülen bir kişinin, bu kansere en erken yakalanan kişinin yaşından 10 sene geriye giderek tarama yaptırmaya başlaması öneriliyor. Örneğin ailede kolon kanserine en erken yakalanan kişi 40 yaşındaysa, ailenin diğer fertlerinin 30 yaşından itibaren kontrollere başlaması tavsiye ediliyor. Erken tanı için dışkıda gizli kan testi, kolonoskopi ve parmakla rektal muayene yapılması gerekiyor.

Lynch Sendromu'na dikkat!

Lynch Sendromu görülen ailenin erkeklerinde üregenital kanserler, kadınlarında jinekolojik kanserler ve her ikisinde de kolon kanseri salgın bir hastalık gibi peşpeşe görülüyor. Eğer bir ailede sık sık bu kanser türleri görülüyorsa mutlaka Lynch Sendromu'ndan şüphe etmek lazım. Çok ender görülen bu durumda hekimin, kişilerin aile öyküsünü kapsamlı bir şekilde öğrenmesi Lynch Sendromu'nu kalıtım yoluyla alma riskini belirleyecek önemli bir adımı oluşturuyor.

3/4/2009

Kanser hastalarına psikolojik destek şart

Prof. Tezer Kutluk, kanser hastalarına psikolojik desteğin şart olduğununu belirterek, ''Anne, baba, eş, kardeş, arkadaşlar ve tedaviyi yapan hekimin yanı sıra profesyonel moral destek de verilebilir'' dedi.



Yaşam süresinin uzaması, dengesiz ve sağlıksız beslenme, hareketsiz yaşam gibi faktörlere bağlı olarak her yıl kansere yakalananların arttığını belirten Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu (TKASK) Başkanı Prof. Dr. Tezer Kutluk, 2020'de her sene dünyada 16 milyon kanser vakası görüleceğinin ve 10 milyon kişinin kansere bağlı hayatını kaybedeceğinin öngörüldüğünü söyledi.


Kutluk, Türkiye'de her yıl 150 bin kişinin kansere yakalandığını ifade ederek, sık görülen kanserlerin erkeklerde sırasıyla akciğer, mide, mesane (idrar torbası), kalın bağırsak, larinks (gırtlak) ve prostat; kadınlarda ise meme, bağırsak, mide, over (yumurtalık), akciğer ve lösemi olduğunu kaydetti.

Dünyada her yıl yarım milyon kadının rahim ağzı kanserine yakalandığını ve her iki dakikada bir kadının bu kanser nedeniyle hayatını kaybettiğini belirten Kutluk, Türkiye'de ise her yıl rahim ağzı kanserine yakalanan bin 500 kadından yarıya yakınının yaşamını yitirdiğine dikkati çekti.

Kanserle mücadelede, hastalığın ortaya çıkmasında genetik özelliklerin dışında çevresel faktörlerin, yaşam biçiminin ve beslenme alışkanlığının çok önemli olduğunu vurgulayan Kutluk, özellikle tütünün, kanserlerin yüzde 30'undan sorumlu olduğunu bildirdi. Kutluk, Türkiye'de kansere bağlı ölümlerin erkeklerde yüzde 40'ının, kadınlarda ise yüzde 8'inin akciğer kanseri nedeniyle meydana geldiğine dikkati çekerek, soluk borusu, bronş ve akciğer kanserlerinin yüzde 71'inin, gırtlak kanserlerinin yüzde 59'unun, üst solunum ya da sindirim yolları kanserlerinin yüzde 59'unun, idrar torbası kanserlerinin yüzde 27'sinin, böbrek kanserlerinin yüzde 26'sının, pankreas kanserlerinin yüzde 21'inin, lösemilerin yüzde 12'sinin, karaciğer kanserlerinin yüzde 11'inin, rahim ağzı kanserlerinin ise yüzde 3'ünün tütün kullanımı nedeniyle meydana geldiğini söyledi.
         
ÜSTESİNDEN GELMEK MÜMKÜN        
Kanserle mücadelede, kanserli hastalara verilecek psikolojik desteğin önemine değinen Kutluk, ''İnsanlar, kanserin daha adını duyduklarında ürküyor ve hastalığı kimseyle paylaşmak istemiyor'' diye konuştu. Kutluk, kanserin kişilerin sosyal yaşantılarını, iş hayatını, arkadaş ilişkilerini olumsuz etkileyebildiğini belirterek, şunları kaydetti:

Bunların üstesinden gelmek mümkün ancak bu noktada yakın çevresindekilerin hastaya verecekleri destek çok önemli. Bu destek hem duygusal hem de hastanede yapılacak resmi işlemlerin takibinde olmalı. Çünkü, emin olun bu süreç de çok zor ve yorucu. Zaten 'kanser' şokunu yaşayan bir kişiye bir de bu tür stresin yüklenmesi ağır olacaktır. Bu nedenle işlemler hasta dışındakilerce yapılmalı ve hastaya her zaman yanında olduğu güvenini vermelidir. Anne, baba, eş, kardeş, arkadaşlar ve tedaviyi yapan hekimin yanı sıra profesyonel uzmanlarca da moral destek verilebilir. Profesyonel desteğe ihtiyaç duyan hasta, merkezde uygun birimin olması halinde buradan ya da imkanları ölçüsünde özelde hizmet veren bir hekimden destek alabilir. Uzman hekimin gerek görmesi halinde ilaç tedavisi de uygulanabilir.

Bu tür imkanlara sahip olmayan hastalar da hekimlerine her türlü soruyu sorabilmeli, iç huzursuzluğunu çekinmeden anlatabilmeli ve hekimiyle birlikte ortak bir çıkış yolu bulmalıdır. Çünkü, paylaşmanın psikolojik stresi azaltacağı unutulmamalıdır.''

MORAL TIBBİ TEDAVİ KADAR ETKİLİ
Moralin kanseri yenmede tıbbi tedaviye doğrudan bir etkisi olmadığını ancak hastanın yaşama tutunmasında çok önemli bir yer tuttuğunu dile getiren Kutluk, şöyle devam etti:

Tedavinin sürekliliğinde hastanın ruhsal bütünlüğü sağlanmalıdır. Hastaya, tedavi sürecinde hekim, hemşire ve diğer sağlık çalışanları olabildiğince anlayışlı olmalı, hastanın sorularına cevap verebilmelidir. Evde ve sosyal yaşantısında ise yakınları, hastanın moralini yüksek tutacak yaklaşım içinde olmalıdır. Bu, hastalığı yok sayarak, hiç birşey yokmuş gibi bir davranarak ve sürekli hastalığı hatırlatacak kişilerle birlikte olarak, hikayeler anlatarak ya da uyarı mesajları biçiminde de olmamalıdır.''

Kutluk, hastanın moral dengesinin korunabilmesi için sosyal yaşamdan kopmaması, yalnızlaşmaması gerektiğini dile getirerek, ''Ameliyatın ardından, kemoterapi ya da radyoterapi sonrasında hasta fiziksel olarak yorgun olduğu için aktif yaşamdan kopabilir. Bu zamanlarda kesinlikle zorlanmamalıdır. Ancak, bugünlerin geçici olduğu söylenerek ona güven verilmelidir'' dedi.

7/3/2009

Kırmızı Reishi’nin Prostat Kanserine Etkileri

Prostat kanseri, erkeklerin ürolojik sistemindeki prostat bezinde habit tümörüne bağlı olarak görülen bir hastalıktır. Erkeklerde görülen bu hastalık özellikle 50’li yaşlardan sonra kendini gösterir ve 70’li yaşlara kadar yüksek risk taşır. Araştırmalar, Amerika’da her üç erkeğin birinde 50’li yaşlara yaklaştıkça kanser riski taşıyan hücrelerin geliştiğini ortaya koymuştur. Daha da ilerleyen yaşlarda ise, kanser riski taşıyan hücrelerin oluşturduğu alanın büyüdüğü ve bunların bir kısmının kontrolsüzce çoğaldığı gözlenmiştir. Ayrıca ender de olsa bu hücrelerin diğer organlara sıçradığı ve başka tür kanser vakalarına yol açtığı saptanmıştır. Hastalığın belirtileri başta kendini göstermez. Ancak ilerleyen zamanlarda sık idrara çıkma, karın bölgesinde aşırı şişkinlik ve idrar sırasında yanma şikayetleri ile ortaya çıkabilir.
Hastalığın tanısı aşamasında bir ürolog tarafından yapılan tetkikler sonucu teşhis konulur. Düzenli olarak muayenelerle oluşabilecek riskli durumlar ultrason yardımı ile tespit edilir ve buna yönelik tedavi yöntemleri uygulanır. Ancak prostat kanseri teşhisi konulmuş bir hasta için tıbbi müdahaleler sınırlı kalmaktadır. Başlangıçta ilaç tedavisi ile durdurulmaya çalışılan prostat kanseri kimi zaman tedaviye cevap vermez ve ilerlemeye devam eder. Tıbbın yetersiz kaldığı bu gibi durumlarda alternatif tıp devreye girer.
Son yıllarda bir çok hastalığın tedavisinde kullanılan kırmızı reishi mantarının prostat üzerinde etkisi incelenmiş ve prostat kanserli hastalar üzerinde kullanılmıştır. Prostat kanserinin etkisiyle böbrek üstü bezlerde seviyesi artan PSA(Prostat Specific Antigen) glikoprotenin kırmızı reishi mantarının kullanıma bağlı olarak normal seviyelere indiği gözlenmiştir. Bununla beraber tümörün oluşturduğu alan küçülmüş ve hatta ilerleyen zamanlarda tamamen kaybolduğu görülmüştür. Hastalar için umut kaynağı olan kırmızı reishi mantarı Uzakdoğu'da yetişen bir mantar türüdür ve araştırmalar sonucu prostat kanseri de dahil olmak üzere bir çok hastalığa iyi geldiği gözlenmiştir.

7/3/2009

Kırmızı Reishi’nin Yaşlılığa Etkileri

Kırmızı Reishi’nin Yaşlılığa Etkileri Yaşlılık, 65 yaş ve üzerinde biyolojik verimliliğin azalması, uyum güçlüğü ve direnç kaybı olarak nitelendirilir. Yaşlılığa bağlı olarak fiziksel etkinlikte gerileme, kemik ve kas dokusunda azalma, algılama güçlüğü ve hafızada zayıflıklar görülür. Vücutta oluşan bu değişiklikler nedeniyle sosyal hayatta gerileme ve moral kaybı da gözlemlenebilir. Antik Çin döneminde kaleme alınan Shen Nong Ben Cao Jing adlı eserin 1. cildinde Ganoderma Lucidum kullanımı için sayılan 500 nedenden birinde yaşlılık yer alır. Çinliler yüzyıllardır Reishiyi unutkanlık ve yaşlılığa bağlı rahatsızlıkları engellemek için kullanmışlardır. Reishi genel canlılığı arttırarak yaşlanma sürecini uzatır. Derinin elastikiyetini korumaya yardımcı olarak ölü hücrelerden kaynaklanan cilt lekelerinin oluşumunu ve yayılımı engeller. Reishiye oluşan büyük ilgi nedeniyle kırmızı mantarı incelemeye alan bazı ABD Sağlık kuruluşları ; Alzheimer ve Kardiyovasküler alanlarda çalışmalar yaptılar ve çağdaş batı bilimi bu hastalıkların oluşması ve yayılmasını engellediğini rapor etti. Yapılan bir araştırma sonucu Kırmızı Reishi'nin bazı çarpıcı sonuçları görüldü; Ganoderma Lucidum güçlü bir anti-enflamatuardır. Mantarın sahip olduğu bileşenler, yaşlılık kaynaklı ağrılı şişliklerinin büyümesini engellemiş ve gerilemelerine neden olmuştur. Hem ağızdan kullanımda, hem lokal kullanımda etkindir. Tedavide kullanılan diğer steroidlerin yan etkilerini göstermez, aspirin gibi steroid olmayan ilaçların neden olduğu gastropatiye (asid hipersekresyonu ve gastrik protein kaybı) yol açmaz. Kaynak : (Stavinoha et all 1991/1996 - Rogers 1995) Son olarak San Antonio'daki Teksas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Merkezi'nin çalışmaları sonucu yapılan açıklama şu sonucu ortaya koyar ; Ganoderma Lucidum bir Anti-enflamatuar ajan olarak "Yaşlanma sürecini yavaşlatır".

9/2/2009

Kanser nedir

Bu konuda sizlere kısaca kanseri tanıtacağız ama kanser hastalığını tanıtmadan önce sizlere bir konuda bilgi vermek istiyoruz yurt dışında üretimi yapılan gramı 6 dolardan satılan ganoturk adlı bitti artık türkiye piyasasınada girmiş bulunmaktadır tarım bakanlığındanda onay alan bu ürün çukurova ünüversitesinde üretilmektedir. Bu Ürünü tehmin edebilmek için www.ganoturk.com www.ganoturk.biz Bu adreslerden ürünü alabilirsiniz evet şimdi kanserin ne olduğunu öğrenelim.
Kanser önemi giderek artan bir sağlık ve yaşam sorunu durumundadır. Ölüm nedeni olarak, kalp ve damar hastalıklarının hemen ardından gelmektedir. Batı toplumlarında her yıl 250-350 kişiden biri kansere tutulmaktadır. 60 yaşın üzerindeki gurupta ise kanser sıklığı çok artmakta 300 kişide 4-5 civarına yükselmektedir. Ülkemizde kesin istatistikler bulunmamakla birlikte insidansın bunun yarısı kadar olduğu tahmin edilmektedir.

Yurdumuzda en sık görülen kanserler erkeklerde akciğer, prostat, kalın barsak, rektum, mide ve pankreas; kadınlarda meme, akciğer, kalın barsak, rektum, serviks, over, mide ve pankreas kanserleri olarak sıralanabilir. Deri kanseri sıklığı her iki cinste de yüksek olmakla birlikte, habis melanom dışındaki deri kanserleri tedaviye iyi cevap verdiklerinden ölüm oranı çok düşüktür.
« Önceki ::